Favorilerime Ekle
Ana Sayfam Yap
Reklam
Ana Sayfa
Sohbet

BizLeSohbet.Com

  
  Ana Sayfa
   Coğrafya
   Deryalı Günler
   Dini Konular
   Dizi Müzikleri
   Diziler
   Edebiyat
   Eğlence
   Fen Bilimleri
   Film Fragman
   Gazete ve Medya
   Güncel
   Hazır Mesajlar
   Oyunlar
   Resimler
   Sohbet
   Tarih
   Videolar
   Yabancı Klipler
   Yabancı Şarkı Sözleri
   Yerli Klipler
   İlahiler
   Şarkı Sözleri

BizLeSobet Arama

Dost siteler

   MSN Nickleri
   Diziler
   Bilardo

Konu Başlığı : 2.Me?rutiyet Öncesi Genel Durum | Okunma Sayısı: 13287

.

2. MEŞRUTİYET DÖNEMİ

2.Meşrutiyet Öncesi Genel Durum

20. yüzyılın başında Osmanlı zor günler yaşıyordu. Abdülaziz'in büyük masrafla meydana getirdiği güçlü donanma, Abdülhamit'in emriyle Haliç'e çekilmiş ve çürümeye terkedilmişti. Kara ordusu ise sınırdan sınıra koşmaktan ve biri bitmeden diğeri başlayan isyanlarla uğraşmaktan halsiz düşmüştü. Ordu yenilikleri takip edememiş, her bakımdan geri kalmıştı. Devletin yönetimi ümit vaat etmiyordu.

Her ne kadar Abdülmecit zamanında, 1839'da başlayan ve 1856'da tekrarlanan "Islahat" reform hareketleri beklenen sonuçları getirmemişse de, Mithat Paşa'nın önayak olduğu I. Meşrutiyet (1876) büyük ümitler yaratmıştı. Ancak bir yıl sonraki 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşındaki ağır mağlubiyetten sonra Meclis 1878'de kapatılmış ve ülke her gün biraz daha kötüye gitmeye başlamıştı. Aydınlar, çıkış yolu arıyorlardı.

1889'da 5-6 askeri tıbbiyeli, okulda kendi aralarında bir gizli ihtilal örgütü kurdular. Sonradan "İttihat ve Terakki Cemiyeti" adını alan bu örgüt, asker-sivil aydınlar arasında içten içe, fakat hızla yayıldı. Her gün ölümle burun buruna olan Rumeli'deki subaylar, bu ihtilalci kuruluşun lokomotifliğini yapmaya başladılar. Bu, sebepsiz de değildi. Çünkü Rumeli'deki asker, diğerlerinden daha çok işin içinde ve ateşin orta yerindeydi.

Her gün biraz daha memleketin parçalandığını görüyor, Bulgar, Sırp, Rum, Arnavut, Karadağ, bütün toplumların milliyet bilinciyle örgütlenip güçlenmelerini, buna karşılık Osmanlı yönetiminin aczini, kılıçla buraları alan ve 500 yıldır buraların efendisi ve sahibi olan Türkün ayaklar altında kalışını bir iç burukluğu ile seyrediyorlardı.

Üstelik Balkanlardaki Osmanlı ülkesinin yönetimi, neredeyse Osmanlılardan başka, herkesin elindeydi: Genel Vali Hüseyin Hilmi Paşa'nın yardımcıları Rus ve Avusturyalıydı; jandarma genel komutanı bir İtalyan generaliydi; maliye denetleyicilerinden güvenlik subaylarına kadar her işin başında yabancılar vardı.

Yalnız Rumeli de değil, İstanbul bile yabancı buyruğunda gibiydi. "Düyun-u Umumiye" (Genel Borçlar) örgütü başkente çöreklenmiş, vergi toplama memurlarıyla tüm yurda yayılmıştı. Devletin bütçesi, alacaklı yabancıların haczi altındaydı. Yabancı şirketler, kapitülasyon memurları, ortalıkta cirit atıyorlardı.

Kara ordusunun düzenlenmesi işi, Alman Generali Von Der Goltz (Golç) ve diğer Alman subaylarının eline teslim edilmişti. Deniz kuvvetlerinin örgütlenmesi ise, İngiliz Amirali Felix Woods'un yönetimindeydi. Bir zamanlar herkesi titreten koca Osmanlı İmparatorluğu, şimdi Avrupalıların elinde son nefesini vermek üzereydi.

2.MEŞRUTİYET DÖNEMİ

I.Meşrutiyet'in kaldırılmasından sonra II.Abdülhamit içte ve dışta meydana gelen olumsuz gelişmelerin de etkisiyle, katı bir yönetim sergilemeye başlamıştı. Meşrutiyet taraftarları da buna karşılık muhalefetlerinin dozunu artırmışlardı. Osmanlılık fikrinin temsilcisi olan Sadrazam Midhat Paşa 1881'de ölüm cezasına çarptırılmış, sonra affedilerek, Arabistan'a sürgüne gönderilmiş ve 1883'te öldürülmüştü. Ali Suavi, Ziya Paşa ve Namık Kemal gibi kişiler de sultan tarafından bertaraf edilmişlerdi. Ancak devletin içinde bulunduğu güç durum onların başlattığı muhalefetin güçlenerek büyümesine zemin hazırlamaktaydı. Balkanlardaki çalkantıların yanı sıra Osmanlı Devleti iktisadî açıdan da çok zor durumda idi. Devlet iç ve dış borçlarını kapatabilmek için batılıların elindeki Osmanlı Bankası ile malî bir anlaşma imzalamak zorunda kalmıştı (1879 ve 1881). Buna göre banka mali yardımları karşılığında, devletin bazı gelirlerini devralıyordu. İngiliz ve Fransızların kontrolünde bu maksatla kurulan Düyun-ı Umumîye İdaresi Osmanlı ülkesini âdeta bir sömürge hâline getirecektir.

Genç Türkler veya Jön Türkler adı verilen ve yurt dışında ve içinde faaliyet gösteren Meşrutiyet taraftarları, İstanbul'da İttihad-ı Osmani derneğini kurmuşlar ve bu dernek 1894/95'te İttihat ve Terakki Cemiyeti adını almıştı. Selanik'te Enver ve Niyazi Paşalar gibi subayların da katılmasıyla güçlenen İttihatçılar, Osmanlı devletini ancak Kanun-ı Esasî'nin yeniden kabulünün kurtarabileceğini düşünüyorlardı. Kolağası Niyazi Bey ve ona katılan Enver Bey'in Resne'de isyan ederek dağa çıkmaları ve Rumeli'de halk tarafından büyük bir destek bulmaları üzerine II.Abdülhamit anayasayı yürürlüğe koyarak II.Meşrutiyet'i ilân etti ((23 Temmuz 1908).

(Reval buluşmasının 3. Günü, 12 Haziran 1908'de Binbaşı Enver Bey, ihtilali başlatmak üzere Selanik'i terk ederek dağlara çekildi, Kolağası Niyazi Bey ise üç gün sonra 15 Haziran'da 150 kişilik taraftarı ile onu Manastır'dan takip etti. İttihat Terakki'nin Rumeli'de başlayan bu ayaklanması yayılma eğilimi gösteriyordu. Sultan Abdülhamit tarafından ihtilali bastırmak üzere olağanüstü yetkilerle görevlendirilen Arnavut Şemsi Paşa, 24 Haziran'da Selanik'te postane önünde Teğmen Atıf tarafından, herkesin gözü önünde tabanca ile öldürülmüştü.

Bundan kısa bir süre sonra da, Manastır'daki Ordu Komutanı Müşir (Mareşal) Osman Paşa, yine İttihatçılar tarafından dağa kaldırıldı. Abdülhamit, gittikçe büyüyen ve önlenemeyen bu silahlı ayaklanma karşısında 40 gün kadar dayandı. Fakat 24 Temmuz 1908'de II. Meşrutiyet'in ilanını kabul etmek zorunda kaldı.

II. Meşrutiyet, Makedonya'da coşku ile karşılandı. Sırp, Bulgar ve Rum çeteleri, dağlardan indiler. Genel af yasası çıkarılarak, eski kavgaların üzerine sünger çekildi. "Adalet, müsavat (eşitlik), uhuvvet (kardeşlik)" türkü gibi herkesin dilindeydi. Hocalarla papazlar, hahamlar kolkola resimler çektiriyorlardı.

Bu coşku, bu sevinç yalnız Balkanlarda değil, İstanbul başta ülkenin her tarafındaydı. "Bütün cemaatlerin kutsal bildikleri Kudüs şehrinde şeyhlerden, rahiplerden oluşan garip bir toplulukta eski rejimi yeren konuşmalar yapılıyordu. Müslümanlar, Yahudiler, Samaritler, Türkler ve Ermeniler kardeşçe bir araya gelerek bir alay meydana getirmişlerdi. Önlerinde de hürriyet amblemleri taşıyan bayraklar vardı. "Türklere ve Hıristiyanlara, herkese hürriyet. Artık Türk, Arap, Rum, Bulgar hepimiz hür Osmanlı Devletinin yurttaşlarıyız." gösterileri Şam'da, Beyrut'da her yerde görülüyordu.

II. Abdülhamit yine iktidardaydı. Anayasa yeniden yürürlüğe girmiş, yeniden milletvekili seçimlerine başlanmıştı. Hangi din veya ırka mensup olursa olsun herkese milletvekili seçilme yolu açılmıştı. Meşrutiyetten beş ay sonra 17 Aralık 1908'de İstanbul'da açılan Mecliste seçimle gelen 260 milletvekilinin dağılım şöyleydi: 60 Arap, 25 Arnavut, 23 Rum, 12 Ermeni, 5 Yahudi, 4 Bulgar, 3 Sırp, 1 Ulah toplam 133 kişi. Meclis'te 127 tane de Türk milletvekili vardı.

Osmanlı yurttaşlarını oluşturan her milletten milletvekili seçilmiş ve memleketin yönetimini ellerine almışlardı. Ancak Türkler Meclis'te 133'e karşı 127 ile azınlıktaydılar. Memleketteki azınlıklar gibi Avrupalılar da Meşrutiyeti olumlu karşılamışlar ve bu havaya uygun olarak Makedonya'daki sivil ve asker görevlilerini çekmeye başlamışlardı. Ülkede yeni bir ümit, yeni bir heyecan rüzgarı esmekteydi.)

17 Aralık 1908'de meclis yeniden açıldı. Yapılan seçimlerde İttihat ve Terakki Fırkası büyük bir başarı sağlamıştı. Ancak bu gelişmeler esnasında Bulgaristan bağımsızlığını elde etmiş ve Girit meclisi Yunanistan'a ilhak kararı almıştı. İşgal altındaki Bosna Hersek ise Avusturya tarafından fiilen ilhak edilmişti (5 Ekim 1908) Millî bir politika izlemeyi amaçlayan İttihatçılar, olumsuz gelişmelerin de etkisiyle gittikçe otoriter bir idare oluşturmaya başlamışlardı. Bundan faydalanmak isteyen Meşrutiyet aleyhtarları, bazı Avrupa devletlerinin de kışkırtmasıyla isyan ettiler. İstanbul'daki Avcı Taburları'nın 13 Nisan 1909'da başlattıkları isyan sırasında pek çok İttihatçı öldürüldü. II.Abdülhamit olayları önleyemedi.

Bunun üzerine Mahmut Şevket Paşa komutasındaki ordu Selanik'ten yola çıktı. Harekat Ordusu adı verilen bu ordunun kurmay başkanı Mustafa Kemal idi. Harekat Ordusu, kısa sürede duruma hâkim olarak isyanı bastırdı. İsyandan sorumlu tutulan II.Abdülhamit, şeyhülislâmdan alınan fetva ile meclis tarafından tahttan indirildi (27 Nisan 1909) ve kardeşi V. Mehmet Reşat yerine getirildi. V.Mehmed (1909-1918) devlet idaresinde inisiyatifi İttihatçı hükûmete bırakmıştı. Yeni iktidar zamanında da felâketler birbirini takip etti. Osmanlı Devleti hızla dağılma devrine girmekteydi


Yorumlar

Yorum yazılmamış.
Yorum Yap:

Adınız yada Nickiniz

Yorumunuz     :

Güvenlik Kodu :