|
2. MEŞRUTİYET DÖNEMİ
2.Meşrutiyet Öncesi Genel Durum
20. yüzyılın başında Osmanlı zor günler
yaşıyordu. Abdülaziz'in büyük masrafla
meydana getirdiği güçlü donanma,
Abdülhamit'in emriyle Haliç'e çekilmiş ve
çürümeye terkedilmişti. Kara ordusu ise
sınırdan sınıra koşmaktan ve biri bitmeden
diğeri başlayan isyanlarla uğraşmaktan
halsiz düşmüştü. Ordu yenilikleri takip
edememiş, her bakımdan geri kalmıştı.
Devletin yönetimi ümit vaat etmiyordu.
Her ne kadar Abdülmecit zamanında, 1839'da
başlayan ve 1856'da tekrarlanan "Islahat"
reform hareketleri beklenen sonuçları
getirmemişse de, Mithat Paşa'nın önayak
olduğu I. Meşrutiyet (1876) büyük ümitler
yaratmıştı. Ancak bir yıl sonraki 1877-1878
Osmanlı-Rus savaşındaki ağır mağlubiyetten
sonra Meclis 1878'de kapatılmış ve ülke her
gün biraz daha kötüye gitmeye başlamıştı.
Aydınlar, çıkış yolu arıyorlardı.
1889'da 5-6 askeri tıbbiyeli, okulda kendi
aralarında bir gizli ihtilal örgütü
kurdular. Sonradan "İttihat ve Terakki
Cemiyeti" adını alan bu örgüt, asker-sivil
aydınlar arasında içten içe, fakat hızla
yayıldı. Her gün ölümle burun buruna olan
Rumeli'deki subaylar, bu ihtilalci kuruluşun
lokomotifliğini yapmaya başladılar. Bu,
sebepsiz de değildi. Çünkü Rumeli'deki
asker, diğerlerinden daha çok işin içinde ve
ateşin orta yerindeydi.
Her gün biraz daha memleketin parçalandığını
görüyor, Bulgar, Sırp, Rum, Arnavut,
Karadağ, bütün toplumların milliyet
bilinciyle örgütlenip güçlenmelerini, buna
karşılık Osmanlı yönetiminin aczini, kılıçla
buraları alan ve 500 yıldır buraların
efendisi ve sahibi olan Türkün ayaklar
altında kalışını bir iç burukluğu ile
seyrediyorlardı.
Üstelik Balkanlardaki Osmanlı ülkesinin
yönetimi, neredeyse Osmanlılardan başka,
herkesin elindeydi: Genel Vali Hüseyin Hilmi
Paşa'nın yardımcıları Rus ve Avusturyalıydı;
jandarma genel komutanı bir İtalyan
generaliydi; maliye denetleyicilerinden
güvenlik subaylarına kadar her işin başında
yabancılar vardı.
Yalnız Rumeli de değil, İstanbul bile
yabancı buyruğunda gibiydi. "Düyun-u
Umumiye" (Genel Borçlar) örgütü başkente
çöreklenmiş, vergi toplama memurlarıyla tüm
yurda yayılmıştı. Devletin bütçesi, alacaklı
yabancıların haczi altındaydı. Yabancı
şirketler, kapitülasyon memurları, ortalıkta
cirit atıyorlardı.
Kara ordusunun düzenlenmesi işi, Alman
Generali Von Der Goltz (Golç) ve diğer Alman
subaylarının eline teslim edilmişti. Deniz
kuvvetlerinin örgütlenmesi ise, İngiliz
Amirali Felix Woods'un yönetimindeydi. Bir
zamanlar herkesi titreten koca Osmanlı
İmparatorluğu, şimdi Avrupalıların elinde
son nefesini vermek üzereydi.
2.MEŞRUTİYET DÖNEMİ
I.Meşrutiyet'in kaldırılmasından sonra
II.Abdülhamit içte ve dışta meydana gelen
olumsuz gelişmelerin de etkisiyle, katı bir
yönetim sergilemeye başlamıştı. Meşrutiyet
taraftarları da buna karşılık
muhalefetlerinin dozunu artırmışlardı.
Osmanlılık fikrinin temsilcisi olan Sadrazam
Midhat Paşa 1881'de ölüm cezasına
çarptırılmış, sonra affedilerek, Arabistan'a
sürgüne gönderilmiş ve 1883'te öldürülmüştü.
Ali Suavi, Ziya Paşa ve Namık Kemal gibi
kişiler de sultan tarafından bertaraf
edilmişlerdi. Ancak devletin içinde
bulunduğu güç durum onların başlattığı
muhalefetin güçlenerek büyümesine zemin
hazırlamaktaydı. Balkanlardaki çalkantıların
yanı sıra Osmanlı Devleti iktisadî açıdan da
çok zor durumda idi. Devlet iç ve dış
borçlarını kapatabilmek için batılıların
elindeki Osmanlı Bankası ile malî bir
anlaşma imzalamak zorunda kalmıştı (1879 ve
1881). Buna göre banka mali yardımları
karşılığında, devletin bazı gelirlerini
devralıyordu. İngiliz ve Fransızların
kontrolünde bu maksatla kurulan Düyun-ı
Umumîye İdaresi Osmanlı ülkesini âdeta bir
sömürge hâline getirecektir.
Genç Türkler veya Jön Türkler adı verilen ve
yurt dışında ve içinde faaliyet gösteren
Meşrutiyet taraftarları, İstanbul'da
İttihad-ı Osmani derneğini kurmuşlar ve bu
dernek 1894/95'te İttihat ve Terakki
Cemiyeti adını almıştı. Selanik'te Enver ve
Niyazi Paşalar gibi subayların da
katılmasıyla güçlenen İttihatçılar, Osmanlı
devletini ancak Kanun-ı Esasî'nin yeniden
kabulünün kurtarabileceğini düşünüyorlardı.
Kolağası Niyazi Bey ve ona katılan Enver
Bey'in Resne'de isyan ederek dağa çıkmaları
ve Rumeli'de halk tarafından büyük bir
destek bulmaları üzerine II.Abdülhamit
anayasayı yürürlüğe koyarak II.Meşrutiyet'i
ilân etti ((23 Temmuz 1908).
(Reval
buluşmasının 3. Günü, 12 Haziran 1908'de
Binbaşı Enver Bey, ihtilali başlatmak üzere
Selanik'i terk ederek dağlara çekildi,
Kolağası Niyazi Bey ise üç gün sonra 15
Haziran'da 150 kişilik taraftarı ile onu
Manastır'dan takip etti. İttihat Terakki'nin
Rumeli'de başlayan bu ayaklanması yayılma
eğilimi gösteriyordu. Sultan Abdülhamit
tarafından ihtilali bastırmak üzere
olağanüstü yetkilerle görevlendirilen
Arnavut Şemsi Paşa, 24 Haziran'da Selanik'te
postane önünde Teğmen Atıf tarafından,
herkesin gözü önünde tabanca ile
öldürülmüştü.
Bundan kısa bir süre sonra
da, Manastır'daki Ordu Komutanı Müşir
(Mareşal) Osman Paşa, yine İttihatçılar
tarafından dağa kaldırıldı. Abdülhamit,
gittikçe büyüyen ve önlenemeyen bu silahlı
ayaklanma karşısında 40 gün kadar dayandı.
Fakat 24 Temmuz 1908'de II. Meşrutiyet'in
ilanını kabul etmek zorunda kaldı.
II. Meşrutiyet, Makedonya'da
coşku ile karşılandı. Sırp, Bulgar ve Rum
çeteleri, dağlardan indiler. Genel af yasası
çıkarılarak, eski kavgaların üzerine sünger
çekildi. "Adalet, müsavat (eşitlik), uhuvvet
(kardeşlik)" türkü gibi herkesin dilindeydi.
Hocalarla papazlar, hahamlar kolkola
resimler çektiriyorlardı.
Bu coşku, bu sevinç yalnız
Balkanlarda değil, İstanbul başta ülkenin
her tarafındaydı. "Bütün cemaatlerin kutsal
bildikleri Kudüs şehrinde şeyhlerden,
rahiplerden oluşan garip bir toplulukta eski
rejimi yeren konuşmalar yapılıyordu.
Müslümanlar, Yahudiler, Samaritler, Türkler
ve Ermeniler kardeşçe bir araya gelerek bir
alay meydana getirmişlerdi. Önlerinde de
hürriyet amblemleri taşıyan bayraklar vardı.
"Türklere ve Hıristiyanlara, herkese
hürriyet. Artık Türk, Arap, Rum, Bulgar
hepimiz hür Osmanlı Devletinin
yurttaşlarıyız." gösterileri Şam'da,
Beyrut'da her yerde görülüyordu.
II. Abdülhamit yine
iktidardaydı. Anayasa yeniden yürürlüğe
girmiş, yeniden milletvekili seçimlerine
başlanmıştı. Hangi din veya ırka mensup
olursa olsun herkese milletvekili seçilme
yolu açılmıştı. Meşrutiyetten beş ay sonra
17 Aralık 1908'de İstanbul'da açılan
Mecliste seçimle gelen 260 milletvekilinin
dağılım şöyleydi: 60 Arap, 25 Arnavut, 23
Rum, 12 Ermeni, 5 Yahudi, 4 Bulgar, 3 Sırp,
1 Ulah toplam 133 kişi. Meclis'te 127 tane
de Türk milletvekili vardı.
Osmanlı yurttaşlarını
oluşturan her milletten milletvekili
seçilmiş ve memleketin yönetimini ellerine
almışlardı. Ancak Türkler Meclis'te 133'e
karşı 127 ile azınlıktaydılar. Memleketteki
azınlıklar gibi Avrupalılar da Meşrutiyeti
olumlu karşılamışlar ve bu havaya uygun
olarak Makedonya'daki sivil ve asker
görevlilerini çekmeye başlamışlardı. Ülkede
yeni bir ümit, yeni bir heyecan rüzgarı
esmekteydi.)
17 Aralık 1908'de meclis yeniden açıldı.
Yapılan seçimlerde İttihat ve Terakki
Fırkası büyük bir başarı sağlamıştı. Ancak
bu gelişmeler esnasında Bulgaristan
bağımsızlığını elde etmiş ve Girit meclisi
Yunanistan'a ilhak kararı almıştı. İşgal
altındaki Bosna Hersek ise Avusturya
tarafından fiilen ilhak edilmişti (5 Ekim
1908) Millî bir politika izlemeyi amaçlayan
İttihatçılar, olumsuz gelişmelerin de
etkisiyle gittikçe otoriter bir idare
oluşturmaya başlamışlardı. Bundan
faydalanmak isteyen Meşrutiyet aleyhtarları,
bazı Avrupa devletlerinin de kışkırtmasıyla
isyan ettiler. İstanbul'daki Avcı
Taburları'nın 13 Nisan 1909'da başlattıkları
isyan sırasında pek çok İttihatçı öldürüldü.
II.Abdülhamit olayları önleyemedi.
Bunun üzerine Mahmut Şevket Paşa
komutasındaki ordu Selanik'ten yola çıktı.
Harekat Ordusu adı verilen bu ordunun kurmay
başkanı Mustafa Kemal idi. Harekat Ordusu,
kısa sürede duruma hâkim olarak isyanı
bastırdı. İsyandan sorumlu tutulan
II.Abdülhamit, şeyhülislâmdan alınan fetva
ile meclis tarafından tahttan indirildi (27
Nisan 1909) ve kardeşi V. Mehmet Reşat
yerine getirildi. V.Mehmed (1909-1918)
devlet idaresinde inisiyatifi İttihatçı
hükûmete bırakmıştı. Yeni iktidar zamanında
da felâketler birbirini takip etti. Osmanlı
Devleti hızla dağılma devrine girmekteydi | .